Refresh Yourself | GÖÇMEN ANNE
500
post-template-default,single,single-post,postid-500,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode_grid_1300,qode-theme-ver-11.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.1.1,vc_responsive

GÖÇMEN ANNE

GÖÇMEN ANNE

 

Size kendi göçmenlik hikayemin nasıl başladığını anlatayım:

İngiltere’ye taşınmamızın sanırım 4. Ayıydı. O güne kadar son derece mutlu, uyumlu ve hevesliydim. Yeni insanlar tanıyacak, hayalimdeki gibi kocaman bahçeli bir evde yaşayacak, yeni evimin dekorasyonunu tam da hayal ettiğim gibi yapabilecektim. Tabii tüm bunların yanında çocuklarıma onlar için arzu ettiğim hayatı sunabilecek bir çok imkanım da olacaktı.

İlk birkaç ay herşey yorucu ama eğlenceli olmuştu. Tıpkı bir turist gibi, yeni yerler keşfetmiş, yeni yemekler denemiş, Londra’nın ve çevre illerinin en güzel yerlerini ziyaret etmiştim bile. Sonra bir gün, ailece bir arkadaşımızın evinden kendi evimize dönerken, arabayı ben sürmek istedim. İngiltere’deki trafiğe alışmanın en zor yanı, arabanın yol içindeki konumunu algılamak oldu benim için. Hep soldaki direksiyonda sürdüğüm arabayı, sağ taraftan sürmeye çalışırken, arabanın sol tarafını çarpmamak için çaba sarf etmem gerekiyordu. Ve benim göçmenlik hikayem, İngiltere’deki ilk araba sürme denememde, soldaki bir aracın aynasına çarpıp kırdığım ve birinin aynasına çarptığında burada işler nasıl yürüyor hiçbir fikrim olmadığını gördüğüm an başladı. Türkiye’de yaklaşık 15 yıl araba sürmüş olan ben, burada henüz süremediğimi gördüğümde, yepyeni bir ülkede olduğumu, buraya alışmak için henüz erken olduğunu ve aslında yeni bir ülkede yaşamayı öğrenmenin hiç de öyle kolay olmayacağını anlayarak; göçmenlik maceramın ilk ayağı olan ‘Turist Ben’ den ‘Göçmen Ben’ e geçiş yapmış oldum.

İnsan doğası gereği sosyal bir varlık. İstisnaları ve her birimizin ara sıra yaşadığı dönemsel izolasyonlarımızı saymazsak; ruhumuzu, duygusal yanımızı besleyen ve kimliğimizi oluşturan şey sosyal yaşam içindeki konumumuz. Toplumun bir parçası haline gelmek için toplum içindeki rollerimizi oynarken, her birisinde başka birine dönüşür, anne, eş, evlat, arkadaş oluruz. Bu koşturmaca içinde kendimizle kalabildiğimiz zamanlarda da tüm rolleri soyunur, kendimizi keşfetmeye başlarız. Kendimizi tanıma süreci çoğu zaman tüm ömrümüz boyunca sürer.

Sebep ne olursa olsun, yeni bir ülkeye taşındığımızda henüz tanıma aşamasında olduğumuz kendimizin bir de ‘göçmen’ hali ile tanışmak, onunla kaynaşmak durumunda kalırız.

Bu yeni ‘Göçmen’ kimliğimiz içinde yeni ve çok büyük yükleri taşır.

Bu yüklerden biri; yıllarca tek tek ve her bir tuğlasını özenle yerleştirerek inşa ettiğimiz hayatımıza; işimize, evimize, ailemize, sosyal çevremize, eğitimimize, tam da uzaktan bakıp ‘Ne de güzel oldu’ deme zamanı yaklaştığında, bir sebepten, göç etmeye karar verişimiz. Geride bıraktığımız hayatımızda hiç yaşayamayacagımız geleceğimiz, sevdiklerimizi bırakıp uzaklaşmış olmanın verdiği suçluluk duygusu, arada bir aklımızı kurcalayan, nasıl böyle kolay herkesi ve herşeyi bırakabildim sorusu, çok iyi bildiğin ve alıştığın hayatı yaşıyor olmanın verdiği güven duygusundan uzaklaşmayı göze alma, eski evine, sevdiklerine, alışkanlıklarına karşı hissettiğin özlem ve köklerinden uzaklaşmış olmanın getirdiği tedirginlikler..

Bir diğeri; geldiğimiz bu yeni ülkede, herşeyi sıfırdan inşa etmeye çalışarak, aslında birçok insanın korktuğu ve sırtlamaktan çekindiği bir yükü taşımaya başlamamız. Tanımamız gereken yeni bir eğitim ve sağlık sistemi, yeni kültürel alışkanlıklar, sosyal yaşamdaki adı tam konmamış kurallar ve farklılıklar. Diğerlerinden farklı olmanın getirdiği değersizlik ve yabancılaşma duygularına eşlik eden, yeni bir çevre oluşturana kadar hissedilen yalnızlık. Yeni ülkede yeniden kök salabilme çabaları ve bu sırada yeni ülkenin insanına karşı hissedilmesi mümkün olan kuşkuculuk ve alınganlıklarımız… Yeni ortama uyum sağlayabilmek için yeni bir kimlik oluşturmak. Geldiğimiz ülkedeki kişiliğimizden bağımsız bu yeni kişiliğimize alışmak ve kabullenmek.

‘Yeni ve farklı’ olan şeylere adapte olmak, beynimizde yeni sinaptik bağlantılar kurulmasını yani yeniden yapılanmasını ve değişmesini gerektirir. Beynimiz tüm bu yeni bilgileri alıp işlemek için oldukça yorulur. Göçmenlik gibi bazı durumlarda da eski öğrendiği alışkanlıklarını değiştirmesi gerekir. Göçmen bireylerin yaşadığı stres ve uyumla ilgili zorlanmalarin sebebi aslında tamamen beynimizin nörolojik yapisindan kaynaklıdır. Zaten hali hazirda alistigi ve yorulmadan otomatik olarak ortaya cikardigi aliskanliklar yerine yenilerini ogrenmek ve pratikte uygulamaya baslamak icin, insan beyni zamana ihtiyac duyar.

Çocuklara gelince, her çocuk bireysel olarak kendi içinde farklı yapıdadır. Hem yaş hem de genetik farklılıklar, onların olaylara verdiği yanıtlarının farklı olmasına sebep olur. Bu ikiz kardeşler için de böyledir. Örneğin benim ikiz oğullarımdan biri, adaptasyon sürecini son derece kolay ve kısa sürede sağlarken diğer oğlum bu konuda zorlandı ve desteğe ihtiyaç duydu.

Özellikle küçük çocuklar hayatlarında belli bir rutin olmasını isterler. Bu rutin onların olan biteni takip edebilmesini sağlar ve algılamasını kolaylaştırır. Gün içindeki karmaşanın onları huzursuz ettiğini hepimiz görmüşüzdür. Zamanla günlük hayatlarındaki bu küçük değişimleri tolere etmeyi öğrenirler.

Göçmenlik kadar büyük değişimlerde ise yine az önce bahsettiğim gibi bireysel farklılıklar olmakla birlikte, genellikle yardıma ihtiyaç duyarlar. Hem yeni duruma adapte olmaya çalışmak, hem bozulan ve değişen rutin hem de eski ev, okul ve çevresinin kaybı nedeniyle duygularıyla baş etmekte bizim kadar gelişmemiş olan çocuk beyni, bazı tepkiler geliştirir.

Yapılan araştırmalar, bebekliğinin ilk yıllarında güvenli bağlanmayı sağlayabilmiş olan çocukların bile, göç ettikleri durumlarda, bağlanma problemleri yaşamaya başlayabildiklerini göstermiştir. Yani daha önce hiç yapmadığı ya da çok az yaptığı halde; tuvalet kaçırma, ağlama krizleri, anne veya babaya aşırı bağlılık, kaybetme korkusu, bebeksi davranışlar (kucak isteme, bebeksi konuşma gibi), uyku problemleri, okula uyum sorunları, öfke kontrol problemleri, dikkat eksikliği, özgüven eksilmesi, gece ya da gündüz yalnız kalma korkusu gibi çeşitli davranışsal sorunlar ortaya çıkarabilirler.

Aynı zamanda çocuklarımız bizim duygusal aynamız gibiler. Ülke ve ev değişimi sırasında anne ve babasının yaşadığı duygusal karmaşayı görüp onu yansıtmalarına da oldukça sık rastlanır.

Bu nedenle tüm bunların yaşanmaması ya da hafif atlatılması için anne babaların yapabileceği şeyler başlı başına yeni ve uzun bir yazı konusu olmakla birlikte özetle; onu sürecin bir parçası haline getirmek, göçten önce yaşaması muhtemel duygulardan bahsetmek, duygularını aynalayarak fark etmesini sağlamak, taşınmayı oyun ve fotograflarla modellemek, göçten sonra hızla yeni rutinler oluşturmak, odasını eskiye en yakın şekilde dekore etmek, eski oyuncakları ve sevdiği eşyaların yanında olmasını sağlamak ve yeni çevreye alışabilmesi ve sevebilmesi için çeşitli gezi ve aktivitelere katılmak olarak sayılabilir.

Kendi göçmenlik serüvenime dönecek olursam; İngiltere’deki göçmenliğimim 6. ayında, 3. ve daha ‘Adaptif Ben’ e dönüştüğümü fark ediyorum. Bazen annemi, babamı, kardeşlerimi, sevdiklerimi özlüyorum. Türkiye’deki lükslerimi özlüyorum. Herşeyi ve herkesi bırakıp geldiğim için kendimi duygusuz ya da ruhsuzlukla suçluyorum. Sonra geçiyor. İnsan olduğumu hatırlıyorum. Mutluluğu gittiğim her yere kendimle birlikte götürebileceğimi, yeni duruma adapte olmanın herkes için zor olduğunu biliyor ve kendimi suçlamıyorum. Egomu bir kenara koyup, bu yeni hayatı öğrenebilmek, tanıyabilmek için zaman ve çaba gerektiğini kabulleniyor ve bir çocuk gibi yeniden keşfetmeye başlıyorum.

Yaşadığım tüm bu yorgunluk ve zorlukların geçici olduğuna, alıştıkça, adapte oldukça ve hayatın içine girdikçe azaldığına tanık oluyorum. Yıllarca Türkiye’de ilmek ilmek işlediğim çocuk terapi kliniğimi, değişen ve büyüyen yeni ben’in hayallerine uygun, yeni bir isim ve yepyeni işlerle sıfırdan kurmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Yılların verdiği olgunlukla, daha yavaş ve emin adımlarla; daha sakin, daha ‘Bana ait’ bir hayat kurabilmek için kum saatini yeniden ters çevirmiş olmanın tadını çıkarıyorum…

Ebru SİDAR

Child Therapist / Pediatric Sensory Integration  

Physiotherapist / The University of Southern California-WPS Sensory Integration & SIPT Certified

Ebru Sidar ile DESTEKLEYİCİ EBEVEYNLİK seminerinde buluşmak üzere.https://www.eventbrite.com/e/ebru-sidar-ile-destekleyici-ebeveynlik-semineri-tickets-41898480483

Ebru Sidar, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü mezuniyetinin ardından, University of Southern California’da Sensory Integration Therapy (Duyu Bütünleme Terapisi) eğitimini tamamlamıştır ve bütün dünyada duyu bütünleme terapisi uygulayabilmek için aranan bir sertifika olan USC-WPS Sensory Integration Certificate’e sahip Türkiyedeki ilk terapisttir. (USC/WPS Sensory Integration Certification #3960)

Yeditepe Üniversitesi Fizyoterapi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmasının ardından; 2016 yılı itibari ile Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü’nde Duyu Bütünleme Terapisi dersleri vermektedir.

Çocukların, gelişimsel süreçlerinde ihtiyaçları olan desteği ve bilimsel ve etik yöntemler ışığında uygulanan farklı terapi yöntemlerini, tecrübeli uzmanlar eşliğinde alabilmeleri adına hizmet vermekte olan, Duyusal Akademi İstanbul ve Fit And Smart Kids London’ın kurucusudur.

http://www.duyusalakademi.com  https://www.fitandsmartkids.com

Amerika’nın yanı sıra, sensory integration ve occupational therapy alanlarında dünyanın farklı ülkelerinde (Avusturya, Güney Afrika, Ürdün) seans ve eğitimlere katılmış, bu ülkelerde terapilerin klinikte uygulanması ve çocukların farklı gelişimsel problemlerinin bütüncül yöntemlerle desteklenmeleri adına yapılan bilimsel çalışmalara eşlik etmiştir.

2017 Agustos ayında; Türkiye Klinikleri Dergisi’nde hem uzman hekimlerin hem de anne-babaların duyu bütünlemenin nörobiyolojisi, tedavinin incelikleri, nerelerde kullanıldığı, sinir sistemini geliştirme mekanizmaları ve diğer  başlıklar altında bilgi sahibi olabilecekleri,  ‘Duyu Bütünleme Terapisi’ başlıklı makalesi yayınlanmış ve Türkiye’de duyu bütünleme alanında bu içerikle yazılmış ve dünya bilimsel literatürüne geçecek olan ilk çalışmayı hazırlamıştır.

Bağlanma problemleri, üstün potansiyelli çocuklar, dikkat eksikliği ve otizm alanları spesifik uzmanlıklarının olduğu alanlardır ve bu alanlarda aldığı eğitim ve sertifikalar ışığında çeşitli eğitim ve seminerler vermektedir.

 

 

X